Σεπτεμβριανα 6 – 7 Σεπτεμβρίου 1955 | Σκότωσαν ιερείς, βίασαν γυναίκες και βεβήλωσαν τάφους [ΦΩΤΟΓΡΑΦΙΕΣ]

Σκότωσαν ιερείς, βίασαν γυναίκες και βεβήλωσαν τάφους
Σκότωσαν ιερείς, βίασαν γυναίκες και βεβήλωσαν τάφους

Bundan tam 62 yıl önce 6 -7 Eylül (1955) günlerinde İstanbul ve İzmir’de çok üzücü olaylar yaşanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Rumlara gözdağı vermek amacıyla başlayan yakma, yıkma ve talan olayları, kısa sürede bütün gayri-müslim vatandaşlara yönelen kitlesel bir teröre dönmüştü. Olayların görünürdeki sebebi Kıbrıs’tı. Kıbrıs, o tarihte bir İngiliz sömürgesiydi. Adadaki Rumların bir bölümü Kıbrıs’ın bağımsızlığını, bir bölümü Yunanistan’a bağlanmasını istiyordu. İngiltere ise mevcut statünün korunmasında ısrarcıydı. Sorunu görüşmek için 29 Ağustos’ta (1955) Londra’da; Türkiye, Yunanistan, İngiltere dışişleri bakanlarının katıldığı toplantıda; Yunanistan Kıbrıs için self-determinasyon (kendi geleceğini belirleme) isterken, Türkiye mevcut statünün korunmasını, eğer bu olamayacaksa Kıbrıs’ın kendisine verilmesini savunuyordu. Konferans çözümsüz sona erdi. Türkiye’de -Kıbrıs üzerinden- uzunca süredir pompalanan milliyetçi havaya iktidar ve muhalefet partileri ve basını tam destek veriyordu. CHP’ye yakın Ulus gazetesi, “yalnız bir gönüllüler alayının bile Atina’ya Türk bayrağını dikmeye” yeteceğini yazıyordu. İşte bu ortamda ve 6-7 Eylül tarihlerinde, hazırlıkları bir süreden beri bizzat Demokrat Parti hükümeti, parti teşkilatı ve devlet destekli yapıldığı gizlenmeyen; Cumhuriyet tarihinde görülmemiş tahrip, yıkım ve yağma eylemi gerçekleştirilmişti. “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı, bu menfur hadise büyük infial uyandırdı” (İstanbul Ekspres, 6 Eylül 1955) Saldırılar, Mustafa Kemal’in Selanik’te doğduğu kabul olunan eve Yunanlılarca bomba atıldığı haberinin 6 Eylül saat 13.00’daki radyo haberinde duyurulması ve hükümet yanlısı İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskı yaparak olayları sansasyonel şekilde vermesiyle başlamıştı. Selanik’te Ata’nın evine konulan bombanın hikâyesi ise1960’dan sonra yapılan yargılamalarda ortaya çıkmıştı. Bomba, Türkiye’nin Selanik Başkonsolosu Mehmet Ali Balin tarafından diplomatik kurye ile İstanbul’dan getirilmiş, konsolosluk kavası Hasan Uçar ile Oktay Engin tarafından Atatürk’ün evinin bahçesine yerleştirilmiş, tahrip gücü zayıf olan bombanın patlatılması sonucu yalnızca evin camları kırılmıştı. Patlamanın ardından Hasan Uçar polis tarafından yakalanmış, -polis- onun ifadesiyle Oktay Engin’e ulaşmıştı. Oktay Engin, Selanik’te Türkiye devletinin bursuyla okumaktaydı. Aldığı bursların birini de “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” vermişti. Mahkemede bomba için birbirini suçlayan sanıklar tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalınca Türkiye’ye kaçtılar. Sanıklardan Oktay Engin’in bundan sonraki yaşamı daha ilginçtir. Oktay Engin, öğrenimine Türkiye’de devam etmiştir. Öğrenim hayatından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT’te görevler üstlenmiş, çeşitli ilçelerde kaymakamlık yapmış ve sonra da Nevşehir valisi olmuştur. Bomba haberini iri puntolarla Türkiye’ye duyuran İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin’di, Demokrat Parti’liydi ve gazetesinin normal tirajı 20 bin kadarken, 6 Eylül’de saat dörtten sonra 300 bin baskı yaparak “bu menfur hadiseyi” kamuoyuna duyurma görevini üstlenmişti. İstanbul Ekspres’in haberi işaret fişeği gibiydi, saldırı, yıkım ve talan bundan sonra başlamıştı. “Türk Milleti galeyan içinde! Selanik’te Atatürk’ün evinin küstah palikaryalar tarafından bombalanmasının aksülamelleri: İzmir’de Yunan konsolosluğu, paviyonu yakıldı, İstanbul’da Rum dükkânları yıkıldı, Atenagoras kaçtı” (Sabah Postası, 7 Eylül 1955) Olayların önceden planlandığı şuradan belliydi ki, Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu 29 Ağustos’ta Londra’da, (Londra Büyükelçiliğinden) Ankara’ya gönderdiği kriptoda, Londra’da elinin güçlenmesi için “orada” bir şeyler yapılmalı bilgisini geçmişti. Başbakan Menderes de, zamanın geldiğine inanmış olmalı ki, Kıbrıs Türktür Cemiyeti başkanı Hikmet Bil’e gerekli talimatı verdi. 4 Eylül’de Hikmet Bil öğrencilere Taksim’de Rumca gazeteleri yaktırmış ve aynı gün “Kıbrıs Türktür” basılı 20 bin pankartı dağıttırmıştı. 6 Eylül akşamı ise Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin Taksim’de organize ettiği mitinge İstanbul ve Anadolu’dan otobüslerle getirilmiş binlerce kişi katılmıştı. Bu kişiler ellerinde aynı büyüklükte, aynı kalınlıktaki sopalarla mitingten sonra İstanbul sokaklarına dağılmış, ellerindeki adreslerle gayri-müslim vatandaşların ev ve işyerlerine saldırmaya başlamışlardı. Hürriyet gazetesinin 7 Eylüldeki haberine göre; 6 Eylül akşamı İstanbul’un değişik semtlerinde ve aynı anda 25-30 kişilik kalabalıklar; ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri, sopalar, demirlerle “Kıbrıs Türktür Türk kalacaktır” diye tempo tutarak nümayişe başladılar. Taksim, Kurtuluş, Beyoğlu, Cihangir, Tarlabaşı, Beşiktaş, Ortaköy, Karaköy, Kumkapı, Kadıköy, Moda, Kuzguncuk, Çengelköy, Eminönü, Fatih, Bakırköy, Yeşilköy ve Adalar’da, hâsılı her yerde Rum evleri, dükkânları, ibadethaneleri ve mezarlıklarına saldırdılar. Yine Hürriyet’in yazdığına göre; “İstanbul’da Rum evleri taşa tutuldu, kiliselerin kulelerinden çanlar kopartıldı, dükkânların kepenkleri, cam ve çerçeveleri parçalandı, içindeki mallar sokaklara saçıldı. Gece yarısından sonra şehrin muhtelif yerlerinde yanmakta olan 29 kilise ve ayazma ile bazı mahallelerden yükselen alevlerle gök yer yer kırmızı renge bürünmüştü. Cankurtaran sesleri duyuluyordu. Gayri resmi olarak 50 kişi ağır yaralı, 500 kişi hafif yaralıydı”. İki gün boyunca bütün İstanbul’da devletin organize ettiği yoksul, cahil, lumpen kalabalıklar ellerinde gayri-müslim vatandaşların adresleri sokak sokak dolaşarak basının “Asil İnfial” dediği büyük bir terör dalgası estirmişlerdi. “Şehrimizdeki Yunan Konsoloshanesi ve Fuar’daki Yunan Pavyonu ile Alsancak’daki Rum Kilisesi yakıldı, bazı dükkânlar, evler tahrip edildi” (Halkın Sesi, 7 Eylül 1955) “Türk Milleti Hakareti Hazmetmedi: Dün yüzbinlerce kişinin iştirakiyle Yunanlılar aleyhine nümayişler yapıldı” (Demokrat İzmir, 7 Eylül 1955) Aynı gün ve aynı saatlerde İzmir basınında “coşkulu kalabalıklar” olarak nitelenen birkaç yüz kişilik grup İzmir’de de ortaya çıkmıştı. Ege Ekspres’in haberine göre: “İzmir Fuarı dolayısıyla Konak’ta asılı bulunan Yunan bayrağı parçalanmış, Kordon’daki Yunan Konsolosluk binası ve kilise yakılmış, Fuar’da bulunan Yunan Pavyonu tahrip edilerek ateşe verilmişti.” Evlerden çıkarılan piyanolar ve bir otomobil denize atılmış, Alsancak’daki Rumlara ait işyeri ve evlere hücum edilerek, her yer tahrip edilmişti. “Bununla yetinmeyen kalabalık Alsancak semtindeki evleri kapı kapı dolaşarak, bazı tecavüzlerde bulunmuşlar ve nüfus kâğıtlarını ibraz edemeyen ev sakinlerinin binalarına girerek eşya ve mallarını tahrip etmişlerdir. Gazi Kadınlar, Bornova Caddesi, Şerafettin Bey Caddesinde bilhassa fazla tahribat olmuş, yabancı tebaalı mesken sahipleri korkulu dakikalar geçirmiştir.” 1960’dan sonraki yargılamalarda bu grubun “Kuyumcular Çarşısı”na da saldırdıkları ortaya çıkmıştır. Fuar’daki, Alsancak’daki ve Kuyumcular Çarşısı’ndaki olaylar sırasında İzmir Valisi Kemal Hadımlı maiyetiyle birlikte saldırıları izlemiş, polis ve itfaiyenin olaylara müdahale çabasını önlemiş, saldırgan grup Vali Kemal Hadımlı’yı omuzlarında taşıyarak “yaşa baba” diye tezahürat yapmıştı. İzmir’deki saldırganları yönlendirenlerin başında Kara Ali (Demokrat Parti’nin) Tepecik Şube başkanı, İsmet Uç (D.P.) Tepecik Bucak Başkanı, Elektrikçi Topal Ahmet (D.P.) Yeşilyurt meclis azası bulunmaktaydı. “Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin beyannamesi: Mukaddesatımıza el uzatanlar bunu çok pahalıya öder” (İstanbul Ekspres, 6 Eylül 1955) banner Olayların ortasındaki örgüt “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” yalnızca bu iş için kurulmuş gibi durmaktadır. Cemiyetin yöneticileri: Gazeteci Hikmet Bil, CHP Gençlik Kolları’ndan Orhan Birgit, gazeteci Ahmet Emin Yalman, gazeteci Kamil Önal, Demokrat Parti ilçe yöneticileri Sedat Bayur, Hüsamettin Cantürk’ten oluşuyordu. Dernek sağcı-milliyetçi çevrelerin temsilcilerini bir araya getirmişti ve derneğin Genel Sekterlik görevini üstlenen Kamil Önal “Milli Emniyet” elemanıydı. Dernek başkanı Hikmet Bil, Başbakan Menderes’le her vesileyle görüşen hükümete yakın bir isimdi ve Menderes’in “Kıbrıs Türktür” derneğinin kuruluşunda Hikmet Bil’e 5.000 liralık bir çek verdiği gazetelerde haber olmuştu. Derneğin, 6-7 Eylül günlerinde estirilen terörün kitle desteğini yaratmak üzere Demokrat Parti’nin ocak-bucak teşkilatları tarafından İstanbul’un birçok ilçesinde şubeleri açılmıştı. “İstanbul ve İzmir’de Örfi İdare ilan edildi, Şehrin muhtelif semtlerinde mağazalara taarruz edildi, 500’den fazla nümayişçi yakalandı” (Cumhuriyet, 7 Eylül 1955) 7 Eylül akşamı olayların bilançosu ortaya çıkmaya başlamıştı. Ölenlerin sayısı Türk basınına göre 3 kişidir. 4214 ev, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul, işyeri-dükkân-otel-pastane-bar-imalathane 5317 mekân saldırıya uğramış, 2 mezarlık tahrip edilmişti. Balıklı Rum hastanesinde 60 kadın tecavüze uğradığı için tedavi altına alınmış, tecavüze uğrayan kadın sayısının ise 400 olduğu sanılmaktaydı. Tahrip edilen işyerlerinin yüzde 57’si Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudilere, kalanı sonradan Müslüman olmuş azınlıklara aitti. Bu kadar büyük çaplı saldırıda ölü sayısının çok az olması dikkat çekicidir. Ancak bunun özenle seçilmiş bir plan olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü saldırganlar “şimdi malınıza, yarın canınıza” diyerek canlarını “şimdi” almayacaklarını bağırmakta; evlerini, mallarını, mülklerini kırıp dökerek yağmalamaktaydı. 7 Eylül’den itibaren istenilen sonucun alındığına inanıldığından geniş tutuklamalar yapılmaya başlandı. Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin yöneticileri gözaltına alındı, şubeleri kapatıldı. Yakalananların büyük kısmı aynı zamanda Demokrat Parti üyesiydi. İstanbul Fenerbahçe’deki saldırgan grubu yönlendirenlerden Serafim Sağlamer elinde gayri-müslimlerin adres listesiyle yakalandı ve kendisi Demokrat Parti’nin Kızıltoprak teşkilatına bağlıydı. 1960’da Demokrat Partinin kurucularından Prof. Fuat Köprülü, “olayların olacağını hükümet biliyordu, bir tertip vardı” diyecektir. “Bu sabah neşredilen Hükümet tebliği: Memleket ağır bir komünist tahrik ve darbesine maruz kalmıştır” (Ege Ekspres, 7 Eylül 1955) Şehrimizde 3, Ankara ve İzmir’de birer Askeri Mahkeme kuruldu; Siyasi Polis, Kızıl Şebekenin unsurlarını meydana çıkarmak için faaliyete geçti” (Cumhuriyet 7 Eylül 1955) Hükümet akla ziyan pişkinlikle ve yayınladığı bildiriyle bu büyük facianın sorumlusu olarak “komünistleri” gösterdi ve bu “hainleri” bulmak için İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan etti. İstanbul sıkıyönetim komutanı Nurettin Aknoz Paşa, askeri savcı ve hâkimleri her hafta toplayarak olayları yönlendirenlerin komünistler olduğunu ispat etmeleri için baskı yaptı. Aknoz Paşa, İstanbul’da “salkım salkım” asılan adamlar görmek istediğini söylemişti. Gazeteler bu konudaki hükümet bildirisine sütunlarında yer vererek, hükümetin yalanını ballandırarak çoğalttılar. Siyasi polis 45 kişilik bir “şebeke” listesi yaptı. İçlerinde; edebiyatçı Kemal Tahir, Dr. Nihat Sargın, mizah yazarı Aziz Nesin, eleştirmen Asım Bezirci, yazar Hasan İzzettin Dinamo, mimar İlhan Berktay’ın da olduğu sol-aydın ve sosyalistler gözaltına alınarak Harbiye mapushanesine kapatıldılar. Listeyi hazırlayan polisin peşine düştüğü suçlular arasında, olaylardan aylarca önce ölmüş bulunan solculardan Ahçı Kadir ve Celal Benneci ile o aylarda doğuda asker olan bir tütün işçisinin adı da vardı. Olayların komünistlerin üstüne yıkılması fikri ise o dönemde Türkiye’de bulunan CIA şefi Allen Dulles’e aitti. Sonuç 6-7 Eylül olayları Cumhuriyet tarihinde; devletin, bütün hakları anayasal güvence altındaki kendi vatandaşlarına karşı giriştiği çok ağır bir saldırıydı. Yakın tarihte adı Yassıada duruşmaları olarak geçen mahkemelerde yapılan yargılamalar sonucunda; 6-7 Eylül olayları nedeniyle Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 6 yıl, İzmir Valisi Kemal Hadımlı 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Olaylara Kıbrıs çekişmesi çerçevesinde, “Rumlara gözdağı verilmesi ve hadlerinin bildirilmesi” olarak bakmak yanıltıcıdır. Sorunun kökleri ise daha derindir. Bunu en iyi anlatan belge, 1947’de CHP kurmayları tarafından hazırlanan bir “Azınlık Raporu”nun içeriğinde saklıdır. CHP 9. Büro’nun Azınlık Raporu; Anadolu’nun Rum, Ermeni ve Yahudilerden temizlenerek bunların İstanbul’a gitmeye mecbur edilmeleri, diğerlerine göre nüfuslarının çokluğu ve Yunanistan’la olan irtibatları nedeniyle de Rumların –İstanbul’un fethinin 500. yılı olan 1953’e kadar- İstanbul’dan arındırılmasını net hedefler olarak ortaya koyuyordu. Bir İttihatçı uygulaması olarak, sermayenin ve servetin; gayri-müslimlerden, Müslüman-Türklere nakli bir kez daha sert tedbirlerle sahneye koyuluyordu. Bu şiddet ve yıldırma dalgasından sonra Türk-Müslüman tüccar, eşraf, politikacı, sanayiciler; yaşadıkları ülkeye güvenlerini kaybetmiş, giderek can kaygısına düşmüş gayri-müslimlerin iş, mülk ve servetlerine haraç-mezat sahip oldular. 1915 Ermeni tehciri, 1934 Trakya’daki Yahudilerin göçe zorlanması, 1942 Varlık Vergisi, 1955 deki 6-7 Eylül terörü, 1964 İstanbul’dan Rumların sınır dışı edilmeleri bu politikanın dönüm noktaları olmuştu. 6-7 Eylül olaylarını kim mi tezgâhladı? Bu sorunun yanıtını ise yıllar sonra gazeteci Fatih Güllapoğlu’yla bir söyleşi yapan Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu vermişti. MGK Genel Sekreterliği ve Özel Harp Dairesi (bir nevi Türk Gladiosu) başkanlığı yapan Yirmibeşoğlu; “6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlemeydi. Başarıya ulaştı” demekteydi.

Advertisements

Σχολιάστε

Εισάγετε τα παρακάτω στοιχεία ή επιλέξτε ένα εικονίδιο για να συνδεθείτε:

Λογότυπο WordPress.com

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό WordPress.com. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Google

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Google. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Twitter

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Twitter. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Φωτογραφία Facebook

Σχολιάζετε χρησιμοποιώντας τον λογαριασμό Facebook. Αποσύνδεση /  Αλλαγή )

Σύνδεση με %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.